Dosya Haber

BİR ADA 2 CİNAYET ve MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ :”KUMARHANELER”

C.EREN ÇELİK-DOSYA/HİPOTEZ

Kıbrıs denince akla ilk olarak deniz,kum güneş üçlüsü ve tabii ki kumarhaneler gelir…

Biz desek ki Kıbrıs’ta işlenen 2 cinayet, Türkiye’de kapatılan kumarhaneler ve Kıbrıs’taki kumar cenneti Türk “devlet aklının” Milli Güvenlik meselesi olarak gördüğü bir takım “derin” olaylar dizisi sonrasında birbirine bağlanıyor…

Bu “derin” bağ 1996 yılında başlayan bağ… Günümüzde ise her an yeniden kritik bir hal almak “zorunda kalabilir”… Şimdi sizlerle paylaşacağımız analizimizi okumaya, sonrasında ise ortaya attığımız hipotez üzerinde düşünmeye başlayın…

Önce isterseniz kısmi de olsa “her an ” bu “derin bağ” neden gündeme gelebilir sorusunun yanıtı ile başlayalım yazımıza…

Malumunuz  ülkemizdeki döviz rezervinin dibe vurma noktasında olduğu “perdelenmeye” çalışılsa da acı bir gerçek, bunun da hem genel ekonomi hem de dış borç ödemeleri konusunda yaratacağı sıkıntılar aşikar…

İktidar zam üstüne zam yaparak vergileri arttırarak ve kreditörlerimiz kredi musluklarını kapattığı için uluslararası para fonlarına yüksek faizle borçlanarak hazinedeki açığı giderme çabasında lakin çabalar yeterli olmuyor…

O zaman üstün zekalı (!) birilerinin aklında yeni yeni çözümler gelmeye başlıyor… Bunlardan bir tanesi de “Kumarhanelerin Kapatılmasına ilişkin yasağın kaldırılması” şeklinde üretilen çözüm…

Aslına bakarsanız ilk bakışta fena bir çözüm önerisi gibi de durmuyor bu… Zira kumarhanelere 1996 yılında getirilen yasaktan önce Türkiye “kumarhane ve kumar sektöründen” kasasına yılda 2 milyar dolar koymaktaydı…

Çünkü burada dönüp kendimize hali ile”Yıllık kasasına 2 milyar doları sokan bir sektörü Türkiye niye devre dışı bıraktı?” sorusunu soruyoruz…

Ve işte işler bu soruya verdiğimiz yanıttan sonra karışıyor…Sevgili dostlar Türkiye’de kumarhanelerin kapatılması “sıradan bir” yasaklama olayı değil, “Devletin Milli Güvenlik Meseleleri” kapsamına girdiği değerlendirilmesi ile alınan bir karar ve bir “DEVLET POLİTİKASIYDI”

Bu olayı daha derinlemesine analiz edebilmemiz için filmi 1994 yılına sarmamız gerekmekte… 1994 yılında Türkiye tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden bir tanesini yaşamaktadır…

Bu kriz ile birlikte Türkiye’nin mali tablosu ne hale gelmişti özetle hatırlamak gerekirse; 19 Ocak tarihinde dolar 22 Bin TL’ye tırmanmıştır. Merkez Bankası bunun üzerine devreye girip 20 Ocak tarihinde yükselişi frenlemeye çalışmıştır.

25 Mart tarihinde bankalar arası piyasada gecelik faizler %1,000’ler seviyesine kadar çıkmıştır. Dolar da 25,600 TL seviyesine yükselmiştir.

5 Nisan tarihinde ekonomiyi darboğazdan çıkarmayı hedefleyen hükümet tarihe 5 Nisan kararları olarak geçen bir dizi sert ekonomik tedbiri almıştır.

20 Nisan 1994 yılında Marmarabank iflas etmiştir. 17 Mayıs 1994 tarihinde Türkiye 14 yıl aradan sonra tekrar IMF gözetimine girmiştir.

İşte bir anlamda 1994 krizi ile birlikte “canının derdine düşen” Türkiye,yıllardır ekonomisinin neredeyse %75-80’ini finanse ettiği, devlet kurumlarının maaşlarını ödediği,güvenliğini sağladığı KKTC’nin bu finansmanını sağlamakta zorlanmaya başlamıştır…

Öte yandan Türkiye’deki ekonomik kriz ortamının siyasal olarak da belirsizlikleri beraberinde getirdiği uluslararası konjonktürde, Yunanistan gerek Ege Denizi Kıta Sahanlığı, gerekse Kıbrıs konusunda çok daha cüretkar hamleler yapmaya başlamıştır…

KKTC’de dönemin Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş ve Başbakan Derviş Eroğlu ise milliyetçi ve Türkiye ile “çok yakın” bağları olan siyasetçilerdir…

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’in kontrolü ve Batı sahil şeridinin kontrolü açısından son derece stratejik öneme sahip Kıbrıs’ı riske atmak gibi bir lüksü yoktur ancak yavru vatanı finanse etmek her geçen gün bitik Türk ekonomisi için daha da imkansız hale gelmektedir…

Türkiye finansal olarak bu zorlu süreçten geçerken Kıbrıs’da da ağır bir ekonomik krizin ilk belirtileri baş göstermektedir…Rum tarafı ve Yunanistan’ın koordineli olarak yürüttüğü “baskılama” stratejisi ise bu dönemde dozunu giderek arttırmaktadır…

Ancak Türkiye bu esnada sadece finansal krizler ile uğraşmamaktadır… 1980 öncesi 70’lerin sonu itibariyle GLADİO yapılanması tarafından eğitilen ve “Derin devlet” ile birlikte ulusal ve uluslararası pek çok karanlık eyleme imza atan bir ekip artık “kontrolden çıkmış”durumdadır.

Özellikle 1990’ların başında başlayarak 1993 yılında zirve yapan adam kaçırma,faili meçhul cinayetler, işkenceli sorgulamalar ve yurt dışında devlet adına gerçekleştirilen bazı operasyonların altında imzası bulunan bu ekibin başında Abdullah Çatlı bulunmaktadır…

Abdullah Çatlı ve ekibi özellikle 1993 sonrası “derinlerde” kontrol edilemez bir güç haline gelmiş, bürokrasiden siyasete,yer altı dünyasından yargıya kadar adeta “Kendi cumhuriyetlerini” ilan etmişlerdir…

Öte yandan Çatlı ve ekibinin “müdahale edemediği” ,”dokunamadığı”, zaman zaman buna yeltense de başarısız olduğu açıkçası “kendilerinden de güçlü” bir isim vardır: “Kumarhaneler Kralı” lakaplı Ömer Lütfü Topal…

Ömer Lütfü Topal kendisi hakkında rapor hazırlayan Kutlu Savaş tarafından özetle “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, Amerikanvari mafya sistemini uygulayarak devletin her kademesine “talimat” verme gücüne ulaşmış ilk ve tek kişi” olarak nitelendirilmektedir…

Ömer Lütfi Topal’ın sadece Türkiye’deki”kumarhane imparatorluğuna” isterseniz bir göz atalım:

EMPERYAL OTELCİLİK TURİZM VE TİCARET A.Ş. TARAFINDAN İŞLETİLEN TALİH OYUNLARI SALONLARI İŞLETMENİN ADI- İZİN TARİHİ

Adana Seyhan Oteli06.03.1991 Antalya Saray Regency Oteli19.11.1991

Antalya Ofo Oteli    22.10.1992 İstanbul Akgün Oteli02.10.1992 Aydın Kuşadası Onura Oteli02.10.1992 Antalya

Grand Kaptan Oteli22.04.1993 İstanbul Polat Rönesance01.07.1993 Antalya Seven Seas Oteli17.06.1994-28.01.1997

İstanbul Hyatt Recency08.07.1994 Mersin Hilton Oteli09.03.1994

REGAL TURİZM VE TİCARET A.Ş. TARAFINDAN İŞLETİLEN TALİH OYUNLARI SALONLARI

Muğla Bodrum Park Resort Oteli29.08.1995

İstanbul Eresin Topkapı Oteli14.02.1996

LEİSURE İNVESTMENTS TURİZM A.Ş. TARAFINDAN İŞLETİLEN TALİH OYUNLARI SALONU

İstanbul Ceylan İntercontinantel Oteli 17.11.1996

Ömer Lütfi Topal sadece Türkiye’de faaliyet göstermemektedir ve “uluslararası bir güç” haline gelmeye başlamıştır… Kutlu Savaş’ın raporuna göre Bakü’de yapılan konukevinin yapımında finansman sıkıntısı yaşanması üzerine imdada Topal koşmuştur…

İnşaatın otel olarak tamamlanması, otele bitişik bir kumarhane yapılması kararlaştırılarak işletmeciliği Emperyal üstlenmiştir. Topal bu proje için 8 milyon dolar harcamıştır.

Yine bu rapora göre bu projeyi gerçekleştiren o dönem Azerbaycan’ın Cumhurbaşkanı olan Haydar Aliyev’in oğlu bugünün Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’dir ve Aliyev kumarhanenin gizli ortağıdır…

Ayrıca Aliyev’in Ömer Lütfi Topal’a 535 bin dolar kumar borcu vardır ve bu nedenle Azerbaycan’da Topal’ın açamayacağı kapı,”emredemeyeceği” kimse yoktur…

Türkmenistan ise Ömer Lütfi Topal ve şirketi Emperyal tarafından adeta istilaya uğramıştır.Devletin bu konudaki en ayrıntılı resmi belgesi olduğu için Kutlu Savaş’ın raporundan Topal’ın Türkmenistan’daki ilişkilerinin ve ticari etkinliğinin boyutunu aynen aktaracağız…

Bakalım Kutlu Savaş devlet kayıtlarına giren raporunda neler yazmış: “Emperyal,Türkmenistan’da iki adet beş yıldızlı otel, büyük bir iş merkezi ve poliklinik işletmesini üstlenmiştir. Aşkaabat merkezindeki 5 yıldızlı Grand Türkmen Oteli 15 yıllığına 15 milyon dolar karşılığı kiralanmış ve ilk kumarhane açılmıştır.

Ak Altın Oteli yanındaki kumarhane Topal’ın en büyük rakibi Sudi Özkan tarafından yaptırılmışsa da, mevcut mukavelelere rağmen Özkan dışlanmış, kumarhane 1996 yılında 22 milyon dolar karşılığında Emperyal’e satılmıştır.

Emperyal kısa bir zaman içinde Türkmenistan’da pekçok iş ve işletmeye sahip olmuş, Başbakan Yardımcısı Gurbanmurodov’un tabiriyle “Türkmenistan’ın sosyal programının icracısı” durumuna gelmiştir.

İlgi çekici olan husus; Grand Türkmen Otel, Türk Eximbank kanalı ve kredisi ile finanse edilmiş, ayrıca Türkmenistan’a açılan 75 milyon dolarlık kredi içerisinden 10.6 milyon dolarlık ödeme Ak Altın Oteli’nin yapımındaki malzemeler için kullanılmış ve dolayısıyla Emperyal firmasının iş ve işlemlerini geliştirecek bir uygulamaya konu olmuştur.

Emperyal borcunu Türkmenistan’a ödemediği için, Türkmenistan kredisi de ertelenmiş, neticede Eximbank açıkça -ve ancak araştırıldığında ortaya çıkacak şekilde- Emperyal’i finanse etmiştir.

Türkmenistan’ın en üst düzey yetkilileri İstanbul’da ağırlanmış, kişisel ilişkiler kurulmuş, hediyeler verilmiş ve Emperyal Türkmenistan’a açıkça ve tam olarak yerleşmiştir….”

Türkiye, Azerbaycan ve Türkmenistan’da bir “kumarhaneler zinciri” kuran, bu arada uyuşturucu trafiğini de yönlendirmeye başlayan Topal kısa süre gözünü Kıbrıs’a dikmiştir…

Kıbrıs’a yapılan ilk yatrırımın ardından burayı daha da büyüterek çok çok ciddi bir yatırım yapan Topal yabancı devlet başkanlarını da artık Kıbrıs’ta ağırlamaktadır…

Ancak tüm bu zincir içerisinde Ömer Lütfi Topal’ın taşıyıcı lokomotifi halen Türkiye’dir.Gerek Türkiye’deki kumarhanelerden gelen cironun yüksekliği gerekse Türkiye’ye de neredeyse devleti ele geçirmiş konumda oluşu Topal için Türkiye’yi “vaz geçilmez” kılmaktadır…

Bu arada Kıbrıs’ta Topal’ın açtığı otelde gizli ve ilginç ortakları vardır… Topal finansman sağlamaları şartı ile Ali Fevzi Bir,Sami Hoştanve Abdullah Çatlı’nın Kıbrıs’taki otele “gizli ortak” olmasını kabul etmiştir

Ancak Çatlı,AliFevzi Bir ve Sami Hoştan yaklaşık 15 milyon dolar tutarındaki finansmanı sağlayamazlar, Topal’dan “süre isterler”… Hatta kendi paylarına düşen finansmanı Topal’ın karşılamasını ve Topal’a borçlanma teklifi yapılır ancak Topal dinlemez bile…

“Kontrolden çıkmış GLADİO ekibi” ile Devleti ele geçirmek üzere olan Türkiye’nin ilk “Amerikanvari” mafyası Ömer Lütfi Topal arasında bu pazarlıklar yapılırken “devlet aklı” çok daha “derinlerde” bir karar vermek üzeredir…

Tüm gelişmeler yaşanırken tarih yaprakları ise 1996’ya gelmiştir ve Türkiye’nin artık KKTC’yi finanse edecek gücü kalmamıştır…

Sonunda “devlet aklı” bir “Milli Güvenlik Sorunu” haline gelen Kıbrıs konusundaki açmazı aşma noktasında “stratejik” bir karar verir…

Taşınamaz olan sadece KKTC’nin finansmanı değildir.Gerek Çatlı ve ekibi gerekse Topal’da “devlet aklı” için artık tasfiyesi gereken “tehdit algısı” içerisindedir…

İşte verilen bu kararla hem KKTC finanse edilecek hem de Çatlı ve Topal tasfiye edilecektir… O kararın adı ise “Kumarhanelerin yasaklanmasıdır…

Devlet bu kararla birlikte Türkiye’deki kumar sektörünün Kıbrıs’a akışını koordine etmeyi planlamıştır…Yılda 1 milyar dolar olarak belirlenen hedefin tutturulması da zor görülmemektedir. Böylece Kıbrıs’ta kumara dayalı bir ekosistem oluşturulacaktır…

Ve düğmeye basılır… 15 Ağustos 1996 tarihinde çıkan genelge sonrasında fiilen 21 Aralık 1996 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye’de kumarhaneler kapatılır… Kumar sektöründeki yüz milyonlarca dolar Kıbrıs’a akmaya başlamıştır…

Bu karara en sert tepkiyi veren ise tüm ilişkiler ağını, en büyük gelir kalemini hatta sonradan girse de ana aktörlerden birisi haline geldiği uyuşturucu sektöründeki etkinliğini Türkiye’deki kumarhanelerine borçlu olan Ömer Lütfi Topal’dır…

Topal devlet kademelerindeki,siyasi partilerdeki ve bürokrasideki tüm etkisini ve nüfuzunu kullanmakta,kararı iptal ettirmeye çalışmaktadır. Ancak “derinlerin” kararı kesindir ve bir “projedir”… Ve proje adım adım ilerletilir…

Devlet Topal’ın verebileceği en sert tepkiyi vermesini istemekte, Topal ne kadar agresifleşirse o kadar işine gelmektedir… Bu arada “derinlerin” bir kanadı da Çatlı ve ekibi ile irtibata geçmiştir.Çatlı ve ekibi uzun zamandır Topal’ı tasfiye etmek için fırsat kollamaktadır ve son ortaklık olayında finansman sağlayamadıkları dönemde Topal gerekli kolaylığı göstermeyince husumet yeniden alevlenmiştir…

“Devlet aklı”, Ömer Lütfi Topal’ın karara verdiği tepkiyi bahane göstererek Topal’ın “infazının” Çatlı’ya ihale edileceğinin sinyalini verse de Çatlı’ya beklemesi talimatı verilir…Çatlı artık kendisine gelecek “infaz talimatını” beklemektedir…

Bu arada infazı için “emir çıktığı”bilgisi Topal’a ulaştırılır… O döneme kadar tek koruma bile bulundurmayan, hayatında çelik takmayan Ömer Lütfi Topal sivil korumalarla gezmeye,silah taşımaya ve çelik yelek takmaya başlar…

Ömer Lütfi Topal, devlete yaptığı baskılardan her zamankinin aksine çok sert “red” yanıtları almaya başladığından beri şüphelenmektedir ancak hakkında “infaz kararı” çıktığı bilgisi kendisine ulaşınca, bu kez “devlet aklının” kendisini yok etmek için kesin karar verdiğini anlar.

Paniğe kapılan Topal çeşitli aracılar ile “infaz timi” olduğu söylenen kişilere ulaşır.17 milyon dolar para istenmiştir infazın engellenmesi için.Topal infazı engellemek için parayı kendisine söylenen kişilere “elden” çantalar içerisinde gönderir…Ancak para buhar olmuştur…

O esnada “derinlerden” Çatlı ile temasta olan ekip, infaz için zamanın geldiğini, bu infaz karşılığında Çatlı’nın 16,5 milyon dolar alacağını iş bitiminde 550 bin dolarlık bir ödemenin de Topal’ın karısı tarafından yapılacağını söylerler…

O esnada Ömer Lütfi Topal öldürülür…

Öte yandan” infaz timi” olarak derin devletin bir başka kliği/tetikçi ekibi olarak haber gönderilen ve Topal ile 17 milyon dolar karşılığında infazı durdurma konusunda anlaşan ancak “parası buhar olan” ekibe ise “Paranıza Çatlı el koydu,Topalı da infaz etti” haberi gitmiştir…

Ancak infazı Çatlı yapmamıştır… Çatlı ortada bir “hesap döndüğünün farkına varmıştır” hatta cinayeti Topal’ın karısı Elif Topal ve oğlu Murat’ın işlettirmiş olabileceğinden şüphelenmiştir…

Hatta olaylar yatıştıktan sonra, cinayetin 2 ay ardından Topal’ın oğlu Murat ve Karısı Elif ile görüşmüş nabız yoklamış, Kıbrıs’taki otel ve casino nedeni ile Topal’dan alacağı olduğunu söylediği 535 bin doları da elden almıştır…

Topal’ın oğlu ve eşi ile yaptığı görüşmede cinayeti onların azmettirmediğini anlayan Çatlı “Tasfiyesi” konusunda karar verildiğini anlamıştır ve siyaset ve emniyet içindeki tüm bağlantıları bu süreci durdurmak için kullanmaya başlamıştır….

Ancak kendilerine “Çatlı’nın el koyduğu 17 milyon dolarları olduğu” haberi gönderilen  ekip ile derin devlet temasını sürdürmüş ve Çatlı’nın tasfiyesi ihalesini bu ekibe vermiş, işi başarmaları halinde Çatlı’da olan paranın ekip tarafından paylaşılmasına “göz yumulacağı” kendilerine söylenmiştir…

Ve bu görüşmeden sonra Çatlı için zaman geriye doğru akmaya başlamıştır…Çatlı olacakları öngörmekte ve bunun için tüm bağlantılarını zorlamaktadır.

Ancak Çatlı da “devletin projesi” nin kesin kararlarının sonucundan kurtulamayacaktır…Çatlı Topal’ın öldürülmesinden 3 ay sonra 3 Kasın 1996’da trafik kazası süsü verilen bir cinayet ile tasfiye edilmiştir…

Devlet bu proje ile hem Kıbrıs’ın finansmanını sağlayarak, adada yaşanacak bir siyasal kaos ve AB yanlısı, Türkiye’nin “himayesine” karşı çıkan Türk partilerin bu kaos sonrası olası iktidarı ile KKTC ve dolayısı ile D.Akdeniz’in güvenliğinin sağlanamaması tehlikesini atlatmış,hem Kıbrıs’a çok ciddi bir sektör ve para akışı kanalize ederek kumarhanelerden gelecek gelir ile sürdürülebilir bir ekosistem yaratmış ve kendi üzerindeki orta vadeli finansal yükü hafifletmiş,hem de “Kontrol’den çıkmış olan GLADİO ekibi” ve devlette siyasete,bürokrasiye,emniyet ve yargıya emir verecek duruma gelmiş olan ve artık ciddi bir tehdit oluşturan Ömer Lütfi Topal’ı tasfiye etmiştir…

Çatlı’nın ölümü bir trafik kazası olarak kayıtlara geçerken, bir süre sonra gerek Çatlı’nın Topal’ın eşi ve oğlundan aldığı 535 bin doların ortaya çıkarılması ve silahtaki koli bantta Çatlı’nın izlerinin bulunduğu bilgisi medyaya servis edilmiştir..

Oysa Çatlı parayı elden almıştır ve bu paranın ortaya çıkışı gerek kendisinin fiziki olarak gerekse teknik olarak takip olduğunu ispatlamaktadır.

Ayrıca Çatlı’nın ekibinin en önemli isimlerinden Ayhan Çarkın olay günü ne kendisinin ne arkadaşlarının Topal cinayeti mahallinde olmadıklarını vurgulamıştır…

Çarkın görev yerlerinde olduklarının sabit olduğunu TBMM Susurluk Komisyonu’na verdiği ifadede belirtmiş “Biz o gün orada yoktuk.Herkes nerede olduğunu söylüyor.Ama ihale en üstten bize kesilmişti” ifadelerini kullanmıştır…

Devlet kendi ulusal güvenliğini KKTC bağlamında garanti altına alırken, 2 derin kliği çatıştırarak Çatlı ve Topal’ı tasfiye etmiştir…

İşte belki “sıcak para ve döviz girişi” için bugünlerde yeniden kaldırılabilecek olan kumarhaneler hakkındaki yasaklama kararı derin “devlet aklının”Milli Güvenlik odaklı olarak son 30 yıl içerisinde gerçekleştirdiği en komplike ve sonuçları açısından başarılı operasyonudur…

 

BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ!
Yorum İçin Tıklayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Popüler Haberler

BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ!

8 SÜTÜNA MANŞET //

8 Sütuna Manşet, haber akış sistemleri, internet siteleri, sosyal medya hesapları, dergi yayınları, youtube yayını ve multimedya basın merkezleri gibi ürünlerle hizmet veren modern bir haber ajansıdır.

Dünya ve Türkiye ekonomisinden haberler yapan ajans, ulusal seyirci odaklı.

Türkiye'den ve Dünya’dan son dakika haberler, köşe yazıları, spordan siyasete, seyahate bütün konuların tek adresi 8sutunamanset.com; 8Sutunamanset haber içerikleri kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, Kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.

Yukar覺